TELEFONLA VERİLEN VİZE !!

Sevgili Okurlar!

 

Türkiye’mizde her yönden  gündemin bol olduğunu ve bunun yazarlar için bir şans sayılabileceğini, her gün yazacak  bir şeylerin   çok kolay bulunabileceğini söylemiştim. Fakat gündem eğer, şehit cenazeleri,  iktidar-asker ilişkileri, futbolde ki şike olayları, ekonomik belirsizlik ve bunlar gibi şeylerle dolu ise ve  günün her anında bu olayların içinde yaşıyorsanız en sonunda üzülüyorsunuz, keyfiniz kaçıyor, sıkılıyorsunuz ve  of be yeter artık diyorsunuz , yani  bende sonunda   of be yeter artık dedim!.

 

Bu yüzden kendimi ve sizleri  değişik bir ortama taşımak istiyorum..Ayrıca bu yılın Türkiyeden Almanyaya olan göçün 50. yılı olması dolayısıyla da benimde içinde  olduğum bir göç hikayesini sizinle paylaşacağım.

 

70 li yıllarda İstanbul’da Yeşilköy’de tatil yaparken, Yeşilyurt Tenis Kulübünde kısa boylu, zayıfça, biraz kara kuru dedikleri sonradan isminin Ahmetolduğunu öğrendiğim bir genç dikkatimi çekti. Tenis topuna vuruşundaki yatkınlık, çabukluk, top kontrolü ve bacak hareketlerinin çok yerinde oluşu onunla tenis oynamak arzusunu uyandırdı bende.

 

Tabii büyük bir memnuniyetle oynayacağını söyledi ve beni çok rahat bir şekilde yendi değil, süpürdü adeta. Kabiliyetini değerlendirebileceğini, önce askerlik yapmasını sonrada Almanca öğrenmesini ve ilerde Almanya’da tenis hocalığı bile yapabileceğini söyledim. Tabii Almanya’ya gelirse ona yardımcı olabileceğimi de  ilave ettim. Daha sonraları birkaç kez oynadık, benim tatilim bitti, Almanya’ya döndüm.

 

Döndükten birkaç gün sonra Güney Almanya’da Bad Reichenhall ‘deki Hudut Polisinden bir gece yarısı eve bir telefon geldi, biraz merak biraz korku ile ne istediklerini sordum. Polis bana burada İstanbul’dan gelen Ahmet isminde biri olduğunu, benim ismimi verdiğini kendisini tanıyıp tanımadığımı sordu, önce hatırlayamadım sonra evet tabii, tabii tanıyorum dedim, teşekkür ettiler ve telefon kapandı.

 

Ertesi sabah muayenehanemde ne göreyim, Ahmet tenis eşofmanları ile ve bir bavulla  karşımda..,  demek ki o zamanlar hudut polisine telefonla bir O.K. demek bu günkü  vize yerine geçiyormuş, ne günlermiş yani!

 

Ahmet sen hani askerlik yapacak, Almanca öğrenecek sonra gelecektin ! dediğimde yüzünde Anadolu insanımızın o masum ifadesiyle sadece sırıttı durdu. Hemşireler onu hemen yanımızdaki bir otele yerleştirdiler ve o artık benim çalışmadığım zamanlarda yanımda götürdüğüm bir tenis partneri oldu. Önce onu bizim Dortmund’daki  Flora Tenis kulübüne götürdüm , orada da çok beğenildi, ah Almancası olsaydı ,genç takıma yardımcı antrenör bile olabilirdi dediler.

 

Lisan bilmeden de başka birine bir şey öğretilemez tabii bunu ben biliyordum ama Ahmet bilmiyordu. Ertesi günlerde tenis oynayan  Türk dostların arasında antrenör olarak  acaba çalışabilir mi diye düşündük,arkadaşlar ona gömlek,şort verdiler tenis raketi hediye ettiler, fakat çalışıp para kazanabileceği bir ortam yaratılamadı ve netice de aramızda bir şey olamayacağını anladı, sonra  bir gün ortadan kayboldu gitti!

 

İstanbulda ertesi yıl öğrendiğime göre Braunschweig’a akrabalarının yanına gitmiş!!!

 

30 yıl geçti aradan, şimdi Ahmet kim bilir nerelerdedir, ne durumdadır, neler yapmıştır bilemiyorum, fakat tahminim cesur ve girişkenliği dolayısıyla başarılı bir iş adamı olduğudur. Bir tenis okulu açmış bile olabilir!! Bilmem ki bunu  nasıl öğreneceğim!!:

 

İşte size benimde içinde olduğum ufak bir göç serüveni, son 50 yılda buraya gelenlerin, hemen hepimizin  buna benzer hikayeleri vardır, keşke bunlar kaleme alınabilse ne enteresan yazılar çıkar…sadece yazılar mı, belki de kısa hikayeler, hatta romanlar, filmler !!!!!!

 

Hoşçakalın.

 

Dr. Tuncay Özverim

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *