MUSA BENİ MASAL KAHRAMANI YAPMIŞ !!

Sevgili Okurlar!

 

Bugün size hatırasını bugüne kadar taşıdığım,  Anadolu’nun küçük bir ilçesinde, Kırıkhan’da, 1991 yılında geçen  bir olayı anlatacağım. Yalnız bir şeyi bilmeniz gerekli, o da bizim 1960- 1964 yılları arasında orada yaşadığımızı bilmeniz, hikâyenin içeriği için.  İstanbul’lu, yeni evli bir çift olarak  Kırıkhan’lılar  tarafından çok iyi karşılanmıştık hatta sevilmiştik bile,  onu da ilave edeyim.

 

Oralara gitmemizin sebebi de yedek subaylığımda  çektiğim kura’nın İskenderun’ a düşmüş olması idi. Askerlik görevimin sonunda hemen İstanbul’a dönmek istemedik. Yakınlardaki  Kırıkhan ilçesinde de diş hekiminin olmaması,  mesleğimde  biraz tecrübe kazanma isteğim,  birazda maddi sebeplerden birkaç yıl kalıverdik oralarda  işte.

 

Ve şimdi, 1991 yılında ayrılışımızdan  27 yıl geçtikten  sonra oralara dönüyor, nelerle karşılaşacağımı bilmeden  büyük bir merakla geçmişimizden bazı izler arıyordum.

 

 Kırıkhan’da  uğradığım ilk kahvede tesadüfen  Garbis’ i görüyorum, tavla oynuyor, gözü bana takılıyor, tam çıkaramıyor,  hatırlıyamıyor,  ben,  yahu sen eskiden de iyi oynamazdın bu oyunu deyince , tanıyor,oyunu bırakıyor, kalkıyor ve bana sarılıyor. Hemen beni kahvenin dışına çıkarıp bir eve doğru götürmek istiyor, yolda bu arada neler olmuş onları özetliyor.

 

Geldiğimiz ev Avukat Abidin B. in evi. Aşağıdan evin hanımına sesleniyor; size çok eskiden tanıdığınız birini getirdim, bilin bakayım kim diyor. Yukardan bir ses; Melda Hanım mı yoksa diyor aşağı iniyor, sarılıyoruz, gözlerimiz dolu dolu. Gel de şu anı unut bakalım. 27 yıl sonra bu kadar zaman görmediği birini bu şekilde ismiyle  hatırlaması şaşırtmıştı bizi ve bu karşılaşmayı size  şu anda anlatırken bile anlatılmaz bir  sevinç duyuyor, gururlanıyorum. Bizi hemen yemeğe tutmak istiyor fakat ben o çok iptidai eski muayenehanemi görmek, ne durumda olduğunu öğrenmek  istiyorum, sonra geleceğimizi söyleyerek ayrılıyoruz.

 

O eski basit, küçük muayenehanem yine küçük fakat  bir diş protez laboratuarı olmuş, içeri giriyorum, karşıma iki genç çıkıyor, ne istediğimi soruyorlar. Ben, Musa isminde bir dişçi kalfasını soruyorum, genci, o benim babamdı, geçen yıl kaybettik diyor, beklemediğim için  çok şaşırıyorum, üzülüyorum, bu kadar genç, nasıl, neden diyorum  ama kelimeler, boğazımdan pek çıkmıyor galiba.  Siz kimsiniz diye soruyor bu sefer öbür gençben burada 30 yıl önce çalışmıştım, burası benim muayenehanemdi diyorum.

 

İşte ondan sonra olanları hayatım boyunca unutamadım. Ne mi oldu?  Musa’nın oğlu hemen hemen boş sayılabilecek odada kenarda duran masanın üst çekmecesini açtı, çekmece boş sayılırdı, sadece küçük vesikalık, sararmış bir fotograf duruyordu.

 

Benim 30 yıl önce Musa ‘ya verdiğim, imzaladığım fotograf. Yine Musa’nın oğlu bir fotografa bir bana bakarak,  ağbi çok değişmişsin yahu, tanıyamadık, benzetemedik  dedi.  Sonra da  babam sizden hep bahsederdi, hemen her gün, neler neler anlatırdı, o kadar heyecan ve zevkle anlatırdı ki, biz de hikayelerin hemen hepsini bilmemize rağmen yine zevkle  dinlerdik diye ilave etti.  Bilhassa İstanbul’daki futbol maçlarını, meşhur  futbolcuları,  gittiğiniz, sinemaları, tiyatroları, denizi, boğazı…. Babamın vefatından  sonra da sizden çok konuştuk ağbi, arada bir resminize bakar dururduk, bizim için siz sanki hergün burada yanımızda idiniz de demez mi?

 

Ve ondan sonra işte  kendimi sanki bir masal kahramanıymışım gibi hissettim. Neden mi, tabii Musa‘ nın benim hakkımda anlattıkları yüzünden. Musa beni, tesadüfen oralardan geçen efsanevi bir tip yapmış,  hani  köylerde  kahvelerde anlatılan masal kahramanları vardır ya onlar gibi.

 

Fakat  bu gençler dinledikleriyle hayallerinde canlandırdıkları tipe pekte benzetemediler beni, bakışlarından bunu anlıyabiliyordum biraz.   Sebebini biliyordum,  fakat çocuklar bilmiyorlardı. O da ne biliyor musunuz,  anlatacağım, Musa’nın  fantezisi bol,  çok esprili, hayal dünyası çok  zengin bir çocuk oluşu idi

 

Şansıda bir ara ona güldü hatta o hayran olduğu futbolcuları canlı canlı görebildi bile.  Dünyanın  neresinde olursa olsun askerlik yapabilirsin deselerdi,  ne Newyork ne Paris derdi, İstanbul’u ve o zamanki adı ile Mithat Paşa Stadyumu civarını isterdi ve evet o hayali gerçek oldu ve  askerliğini İstanbul’da Harbiye İnzibatında yaptı, yani Dolmabahçe stadyumunda vazife alacak kadar da  inanılmaz bir tesadüfle.  Hatta bir maçta onu kapalı tribünde vazifeli bir  asker olarak görünce gözlerime inanamamıştım. Sanırım o, o anda belki de  dünyanın en mesut insanıydı.

 

Musa’nın nasıl fanteziler ürettiğini bildiğim için, gençlere çok şaşırmadım, onlar karşılarında normal bir insan değil  bir masal  kahramanı bekliyorlardı, ama suç tabii ki Musa’ mızda idi.  Mesela Musa’nın okulda, öğretmenine anlattığı bir kahvaltı hikayesi var ki, ne kadar çok dinledim,  size de anlatayım çünkü işin püf noktası orda.

Hikaye şu:  Öğretmen , öğrencilere, bu sabah yaptığınız kahvaltınızı, doğru kelime ve cümlelerle anlatınız diye soruyor.

 

Musa’nın anlatışı: Öğretmenim, önce ekmeğimi kızartırım, üstüne bol tereyağı sürerim, kaşar peyniri ve çilek reçelini hiç eksik etmem sonrada yine ekmeğin üzerine biraz bal biraz  kaymak sürerim,  sonrada okula gelirim…

 

Tahmin ettiğiniz gibi , Musa varlıklı bir ailenin çocuğu değildi,  anlattıklarını hayatında bir kere bile yememişti, bazen okula hiç birşey yemeden gittiği de oluyordu. Fakat o esprili, neşeli, pozitif enerjili Musa, olmayan şeyleri de böyle anlatabiliyordu,  beni  çocuklarına, arkadaşlarına anlattığı gibi.

 

Elimdeki fotografın arkasını çevirdim, Musa’ya yazdığım yazı zor okunuyordu, fakat ne yazdığımı bildiğim için çabucak okuyabildim.

 

Galatasaray’lı Tuncay ağbisinden Beşiktaş’lı Musa’ya sevgilerle!!

 

Fotografı tekrar çekmeceye koydum, çocuklara sarıldım odadan çıktım.

Heyecanla, sevinerek, büyük bir  merakla girdiğim o eski, basit, ortamdan çıktığımda gözlerim dolu dolu idi. Fakat içimde  sevinçle hüznün karıştığı karmakarışık fakat beni çok mutlu eden adeta büyük bir hazla beni, bütün varlığımı  yukarılara çeken anlatılamaz bir duygu  vardı ve bunu Musa’ya borçlu olduğumu da biliyordum.

 

Eski  fotografımın şimdi nerede olduğunu bilmiyorum, fakat artık okadar da önemli  değil , değil mi ?

 

Bugünlük bu kadar! Hoşçakalın!

 

(Kırıkhan’da 1963 yılında çekilen fotograf da benim sağımdaki genç,, M u s a !!!

 

Dr. Tuncay Özverim

 

tuncayozverim@gmail.com

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *