ATATÜRK VE CAMCI ŞAKİR’İN MERKEBİ !!

Sevgili Okurlar!  Armutlu’ dan  selamlar!

 

Armutlu’yu bilirmisiniz? Armutlu eski ismi Armodias olan uzun yıllar Rum  ve Türk köylülerinin iç içe yaşadıkları Marmara Denizinde, Gemlik Körfezinde bir balıkçı köyüdür. 1924 yılında yapılan  Mübadeleden evvel üzüm bağları ile dolu ve şarapları meşhur, zeytinlikleri,  meyva  bahçeleri  ile güzel bir yermiş. Maalesef şimdi sadece zeytinlikler var ve bütün sahil kısmı da çirkin beton yığınlarıyla dolu! Gerçi denizden 4-5 km. içerde çok değerli kaplıcaları var ama, ne yazık ki oda bugüne kadar  yeterli değerlendirilememiş bence.

 

Armutlu’nun coğrafyasını, enlemini, boylamını yazarak size sıkıcı bilgiler vermek niyetinde değilim. Fakat oksijeni bol, havası güzel, denizi kuzey ( poyraz ) rüzgarlarına kapalı, sakin ve  uzun bir kumsalı bile olan  burası harika bir tatil beldesi olabilecekken, hani derler ya ‘ ah burası yabancıların elinde olacaktı neler yapılırdı’ ki bende böyle düşünüyorum artık, olamamış işte.

 

Fakat sizlere yinede çok sevinerek geldiğim bu küçük kasabanın tarihinde  iz  bırakan  benim bildiğim iki  büyük  olayı anlatmak istiyorum!

 

Biri kötü biri iyi, ben önce kötü olanı söyleyeyim, Büyük Marmara depremini burada yaşadım,yani olayın içindeydim, neyse burada pek bir şey olmadı fakat çok korktuk,,öbürü ise Atatürk’ün  Armutlu’ ya  gelişi ,bu sefer maalesef  ben olayın içinde değilim. Atatürk ‘ün iskeleleye çıktığı anda orada olmak için neler vermezdim, fakat 1934 de hayatta  bile değildim ki. Ah o gün orada olsaydım, ah orada olsaydım diye düşünürken,,,,,olanlar oldu işte !!

 

Sıcak bir yaz günü,  öğlen üzeri iskelede İstanbul’dan gelecek deniz otobüsünü beklerken herhalde birazda sıcaktan kendimden geçmişim , zaten, ,yorgundum, havada çok sıcaktı, yaprak kımıldamıyordu derler ya ,öyle bir gün işte, dalmışım!!. Gözümü açtım ki  iskele yoktu ,o  çirkin binalar yoktu, insanların üstünde basit köylü giysileri başlarında da kasketler  vardı ve denizden gelecek bir motoru bekliyorlardı. Benimde üzerimde bu günkü giysiler var ama kimsenin bana aldırdığı filan yok ,ben ne oluyor diye şaşkın şaşkın etrafa bakarken, açıkta demirli büyük bir yat tan geldiğini tahmin ettiğim  bir  motordan Atatürk ve çok sayıda  güzel kıyafetli insan çıktı. Sahildeki halk tan bir alkış koptu ama ne hoş ne candan,  ne güzel.

 

 Atatürk  önce  bana doğru geliyor sandım fakat beni görmüyordu ki herhalde  kendini karşılayan ciddi görünüşlü birkaç kişinin yanına gitti. Birde çok güzel, simsiyah pırıl pırıl parlayan bir at duruyordu kenarda, hemen gözüme çarptı. Karşılayanlar eğilip eğilip elini öpmek istiyorlar oda gülerek herkese el sallamak istiyordu, öyle güzel bir karşılama ki keşke sizde görebilseydiniz. Muhtar ve çevresi Atatürk’ü o simsiyah  ata bindirip köye ve kaplıcaya götürmek istiyorlardı herhalde, hareketlerinden öyle anladım, ben zaten  ağzı açık bir onlara bir Atatürk ‘ e bakıyordum.

 

Atatürk  tam  ata binecekken biraz durakladı ilerde 10 yaşlarında görünen bir gence doğru gitti bende peşinden.

Atatürk çocuğa  ‘ oğlum sen Selanik’li misin?’ demez mi.  Genç çocuk heyecanla ‘Nasıl bildiniz paşam?’  diyebildi biraz da kekeliyerek. Atatürk ‘oğlum senin merkebin semeri Selanik işi deyip de gülmez mi, tabii etrafındakilerde gülmeye başladılar. Birde arkadan, ,çocuğum senin ismin ne dedi. ‘Şakir Efendim’  dedi bu sefer kekelemeden oğlan.

Atatürk kendisini bekleyen o pırıltılı simsiyah ata binmedi de  o küçük Şakir’ in merkebine ayakları nerdeyse yere değercesine bindi, köylü çepçevre etrafında,  güle oynaya dedikleri, içten, candan, samimi ve  hakiki bir  sevgi ve birazda hayranlıkla 1,5 km. lik yolu hep beraber  katettik. Bana  artık kimsenin aldırmadığından emin olunca da  bende bir keyiflendim ki sormayın. Yolda aklıma hep Safiye Ayla’nın şarkısı Yanık Ömer geliyor, hani Köyedöner,bütün köylü bayram eder diyor ya, neredeyse mırıldanacağım.

Köye yaklaşıldığında  Şakir’ in merkebi sağdan bir yokuş çıkmak istedi, Atatürk ‘merkep evine gitmek istiyor artık burada inmem lazım’  dedi ve indi. Şakir’i yanına çağırdı ve inanılmaz bir meblağ 3 tane 500 TL. banknot verdi.

 O ara Atatürk’ e yaklaşan yaşlıca bir kadın ‘ Paşam suyumuz yok buraya bir su getirtsene’  dedi. Bunun üzerine Atatürk etrafına bakındı Muhtarı aradı ve ‘ Muhtar efendi buraya bir çeşme yapılsın ve ben bir daha buraya geldiğimde de suyu aksın’ dedi, sonra köye girmeden küçük çocukların toplandığı ufak bir meydana el salladı ( ki o yıl  1934 de   4 yaşında orada olan Recep B. den duyduğuma göre )  sağdan, köye girmeden kaplıcalara doğru bu sefer o simsiyah güzel ata binerek gitti…

 

Deniz otobüsünün sesi ve bir baş ağrısı ile uyandım, etrafımdakiler bana biraz tuhaf bakıyorlardı bu arada  sayıkladım mı acaba diye düşündüm. Neyse deniz otobüsünü karşılayan kalabalık gelenleri görünce beni unuttu bende gözlerimi tekrar kapatarak ,Atatürk’le olan buluşmamı anlatılmaz bir hazla tekrar tekrar içimde  yaşadım.

 

Maalesef, sonra Armutlu’da camcılık yapan  olan Şakir 2008 de vefat etmiş. Ben ona epey çerçeve filan yaptırtmıştım geçen senelerde,  ama nereden bilirdim, Atatürk ‘ ün ona neredeyse bir servet verdiğini. Ve bu camcı Şakir o paraları hiç değerlendirmemiş, evde kalın bir defterin arasında bunca yıl saklamış. Ve oldukça da alçak gönüllü bir hayata razı olmuş. Ben bu parayı çok merak ettim, çok insana sordum neticede  çocuklarının evlerini buldum,  gittim ve geçenlerde de nihayet Camcı Şakir’in oğlunun 500 Liralık Banknot ile beraber fotografını çektim. Öbür iki 500 lük kızlarında imiş, ne yaptıklarını bilmiyor.

 

Şimdi sizlere Armutlu’da  belki inanmıyacağınız  fakat bana anlatılanları çok yerden dinlediğim için doğru olacağına inandığım burada da Potemkin Köyleri olduğunu anlatacak ve Armutlu’ dan bilhassa Atatürk’ ün çok değer verdiği kaplıcalardan ayrılacağım.

 

Potemkin Köyleri tabirini duymayanlara ufak bir bilgi ; Potemkin,  Çariçe Katharina nın hem kumandanı hem de  (biraz da ) sevgilisi. Çariçe ziyarete gitmeden  bilhassa Kırım kıyılarında hep güzel yerler görsün diye, eski, perişan görünümlü köylere göstermelik, arkaları boş tahtadan güzel cepheli evler yapılır,bir sürü insan extra güzel giydirilip sanki buraları gelişmiş, varlıklı yerlermiş gibi gösterilir ve Çariçenin de böylece general Potemkin ‘e hayranlığı ve sevgisi biraz daha artarmış.

 

Armutlu nerede,Kırım nerede gibi sorularınıza hazırım, geliyor hikaye’nin sonu.

 

Atatürk’ ün çeşme arzusu ve bir daha geldiğimde burada su akacak emri , bizim Muhtarı ve çevresini  çok zor duruma düşürmüş, nasıl düşürmesinki ki yıl 1934 ve hem para yok hem bu işleri yapmak için gerekli  malzeme yok. Bursa’dan ,Yalova’ dan da yardım gelemez zaten kaplıcalar arası rekabet başlamış bile. İşte o arada zeki bir Armutlu’lu dan gelen çözümü hepsi pek beğenmişler. Çeşmeyi yapmışlar, çeşmenin arkasına borular döşemişler ve biraz arkada önden görülmeyen bir yere de bir su deposu yapmışlar. Depoyu su ile doldurmuşlar ve ilerde Atatürk çeşmenin yanından geçerse hemen musluğu açsın diye de birine vazife vermişler. İşte size Potemkin’in Armutlu versiyonu, veya çeşmesi (!).

 

Atatürk Armutlu’ ya bir daha gelmiş 1934 eylülünde, çok değer verdiği kaplıcalara gitmiş hatta bir gece yarısı telgrafıyla Başbakan İnönü’ ye de  ‘burada ülkemiz için çok değerli olabilecek şeyler buldum, ilgileniniz’  demiş. Hatay Problemi çıkmasa daha da kalacakmış ama aniden Bursa’ya geri dönmüş.

 

Atatürk’ün kaplıcalara bu ikinci gidişinde çeşmenin yanından geçerken çeşmenin musluğunun açılıp açılmadığını öğrenemedim!

 

Hoşçakalın.

 

Armutlu  Temmuz  2011                                       Dr. Tuncay Özverim

 

 

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *